Devrin arabalari…

November 15, 2008

Devrim Arabaları filmine biraz da tesadüfi olarak gittikten sonra ne zamandır aklımda dönüp dolaşan bir kaç şeyi yazı olarak toparlamanın zamanı geldi sanırım. Film benim için herşeyin ötesinde hiç tanımadığım 23 mühendis için hakedilmiş ama bunca gecikmiş bir kaç saatlik bolca ses ve ışık yüklü bir defindi. Zaten bu işin milat olan tarafı otomobil sanayinin yoktan oluşması değil, çünkü 1928 yılından beri (Bernard Nahum’un anlattığı ve 1928 yılında OTTAŞ’ın atelyesinde izlediğini söylediği bir otomobil montajını başlangıç kabul edersek) bu endüstri bir süreklilik halinde şimdiye kadar devam etmiş.

Devrim Arabaları’nda anlatılan şey, en yalın haliyle, 129 günde bir otomobilin oldukça garip ve kötü koşullarda tasarlanıp yapılmasının travmatik öyküsü. Bu film çekilene kadar da pek anlatılmamış bir hikaye olarak kaldı. Gerçi belki hala da öyle gişede nasıl bir hayalkırıklığı yaşadıklarını düşününce pek kimseye ilginç gelmedi belli ki. Sinema teorisi açısından eleştirisini yapmaya gönüllü bir çok insan illa ki çıkacaktır ama çoğunun bilgisizlikten atlamak kalacağını düşündüğüm detayların bazıları sarsıcı; hedef kitlenin ürkütücülüğü ve akli uyuşukluğuna rağmen gerçek bir motor bloğunun dökülmüş, prototip gövdelerdense hem de iki tanesinin hazırlanmış olması benim için hala akıl alır gibi değil. Detaylar konusunda böylesi bir sadakati Werner Herzog gibi nadirler dışında bulmak pek mümkün değilken zaten umursamayacak insanlar için yapmak övgüden başka bir hisle nasıl ifade edilebilir?

Bu travmayı o mühendis grubu dışında hiç kimse ne gerçekten yaşadı ne de bir an olsun taşıdı; bu işe girişen insanları tanımıyoruz bile işte… O yüzden bu tarihe ortak olmayı hakedecek, hakettirecek hiç birşey yok. Devrim, özünde doğru düzgün bilmediğimiz, isimlerini filan de pek umursamadığımız 23 kişiye ait, pratikte ise son kalan prototiple Eskişehir’de canları sıkılınca Devrim ile pide almaya gittikleri söylenen TCDD çalışanlarına…Bunları hangi büyüklükte olursa olsun, bayrakla falan örtemeyiz değil mi? Ne bize ait utancı, ne de hala çalışan bu arabayı…

Sonunda bu adamlar aslında bir arabanın yapılabilirliğini veya otomobil sanayisinin zaten atılmış temelini sıfırdan oluşturmaktan başka birşey yaptılar. Devrim’in bizim bildiğimiz tasarımı metal şekillendirmedeki ilkel imkanların dikte ettiği bir şeydi, o yüzden haklı olarak toplu üretim ile ilişkisi baştan beri yoktu. Belki karolanmış petek şekillerinden oluşan ön ızgarayı bu bağlamda bir meydan okuyuş sayabilirim, sadece fonksiyonla açıklanamayacak yapısından dolayı.

Bir de tabi sözlü popüler tarih içinde devam eden hikayesinin artık yeni tekrarları kaldırmayacak kadar yinelenmiş olduğu Anadol var, burada ondan da bahsetmek lazım. Cam elyaf bazlı kompozit gövdesi dışında belki hemen kimsenin bilmediği şey Anadol’un ileriki bir versiyonun Reliant firması aracılığı ile de olsa Bertone gibi gibi öenmli bir tasarım stüdyosuna tasarlatılmasıdır(sonunda buna ciddi şekilde sahip cıkan Citroen, BX olarak pazarladığı bu tasarımdan epey de para kazandı). Tasarım kültürünün olmadığı bir yerde bunun yapılmış olması, otomobil gibi butik bir şeyin tasarlatılmış olması beni ister istemez heyecanlandırıyor biraz buruk da olsa. Üretim şeklinin temelde akrilik küvetlerinkiyle aynı olması neyi değiştirir ki? Kaldı ki o nasıl yapılıyor biliyor musunuz bile?

Aklın, sürekli olarak karikatürize edildiği bu yerde, ortaya çıkan otomobilin de sonunda bir sürü ilgisiz insanın ortasında dört tekerlekli tören maskotundan başka birşey olmayacağını bile bile böylesi bir şeyin parçası olmayı kaçımız kabul edebilir ki? Benim için bu film yaklaşık iki saatlik bir sessiz özür dileme ve günah çıkarma seansıydı, ama ne Türkiye umrumdaydı, ne devrimler, ne ulus, ne ulusal onur ne de başka bir şey. Şu an yürüyen o son arabada da bir tek o insanlar var zaten, kalan herşeyi yanlarında cüceleştiren…Tekrar teşekkürler her birinize; böyle bir ülkede mühendislik yaptığınız/yapabildiğiniz için…

One Response to “Devrin arabalari…”

  1. murat orgun said

    merhabalar,

    okudugum kadariyla hala yuruyen tek devrim arabasinin eskisehirde oldugunu ogrendim. bu konuda yani tam olarak nerde ve kimde oldugunu biliyor musunuz? bu konuda bana bilgi verirseniz cok sevinirim.

Leave a Reply